Geçen hafta pazartesiden beri çok mutsuzum. Yüzüm çoğunlukla asık, tadım tuzum yok, eskisi gibi gülmüyor gözlerimin içi. Her fırsatta gülümsemiyor yüzüm ve gamzelerimi gören olmadı ne zamandır... İçimde bir hüzün, sormayın gitsin. Neden mi? Çünkü 5 haftalık zayıflama ve incelme programına başladım, ya da başlatıldım diyebilirim. Yaklaşık bir yıldır, tiroid bezimin üzerine sağ loba yerleşmiş nodülcüğüm için ilaç tedavisi görüyordum. Nodül ile ilk tanıştığımda okuduğum çeşitli kaynaklar ve doktorum kilo alma, fazla kiloları verememe gibi durumlar ile karşılaşabileceğim konusunda beni uyardı. Peki ben ne yaptım? Bu cümleyi aldım ve şöyle yorumladım: İstesem de artık kilo veremem, dünyaya da bir kez geleceğime göre iyisi mi yiyebildiğim kadar yiyeyim, herşeyden tadayım, değişik lezzetler deneyeyim, sırf yemekler için seyahatler yapayım. Sonuç mu? Sonuç ne olabilir sizce, minyon yapılı ben, minyon yapılı ama balık etli bir bayana dönüştüm, gıdım çıktı, kıyafetler zorlanmaya başladı. Ve geçtiğimiz hafta rutin doktor kontrolümde gerçekle yüz yüze geldim. Doktorum bana sizin tiroidiniz falan yok, nodül de kaybolmuş, yani kilo almak ya da vermek gibi bir sorununuz yok dedi. Yani ben 1 yıl boyunca bu bahanenin arkasına saklanıp, isteyerek genişlemişim. Ve tabii bu mutlu haberle eve geldikten sonra annem sevincimi kursağımda bırakıp, bana eski süzülmüş yüzlü günlerimi hatırlattı. Ve kaçınılmaz son: diet & spor & incelme seansları. Ve mutsuzluk... Gram hesapları, yeşil tabaklar, aç kalkılan sofralar, dilediklerini yiyebilen zayıf bayanlara fırlatılan haset bakışlar, sürekli içilen sular, kemirilen kepekli galetalar bu ara yaşamımın vageçilmezleri.
Ben tam da bunları yaşarken geçen hafta çok özel bir davetiye aldım. Açıp baktım ve sevgili dostlarım beni unutmamışlar, sağolsunlar en ihtiyacım olan zamanda Mövenpick Hotel İstanbul’daki Asya Yemekleri Haftası açılış kokteyline davet etmişler. Davete icaben iki dirhem bir çekirdek gittim tabii ki, eksik olmasın ablacığımın eşi sevgili Mehmet Ağabey’im de her zaman olduğu gibi en şık hali ile benim kavalyeliğim görevini üstlendi. Eziyet gibi bir gece yaşadım, bir ara büfelerin başında çocuk gibi oturup ağlayacaktım. Önümden sırayla geçen karides, çin böreği, çin mantısı, suşi tepsilerini üzgün üzgün izleyişim otel müdürlerinin de gözünden kaçmadı, tüm gece bana; bak şunu ye bu az kalorili, sana birşeyler hazırlatalım gibi pek çok seçenek sundular, ama nafile. Çok kararlıyım, kimse beni kandıramayacak ( tamam küçük bir itiraf: tam otelden ayrılırken ayaküstü dünyanın en lezzetli dondurması olan Mövenpick dondurmasından bir top yedim, amacım enişteciğime dondorma ısarlamaktı. ). Ben yine otgillerden bir demet ve yaklaşık 4 bardak su ile geceyi sonlandırdım ama katılanları yüzünden Asya Mutfağı’nın lezzeti okunabiliyordu. Asya Yemekleri haftası kapsamında; Tayland, Çin, Japon, Endonezya mutfağının en güzel örnekleri 5 Haziran’a dek Mövenpick Hotel Azzur Restaurant’da olacak. Bu arada söylemeden edemeyeceğim; Otelin terasından görülen manzara bir an Manhattan’daymış gibi hissettirebiliyor insana. Anlayacağınız sınırların ortadan kalktığı, kültürlerin kaynaştığı Avrupa kıtasında, tabaklarımızda Asya kıtası karşımızda Amerika manzarası. Değişik bir geceydi, Global köy dünya dedikleri kavram böyle bir şey olsa gerek.


iğrenç bi resim
Posted by: | Thursday, 24 July 2008 at 01:42 PM
Tirois böyle bir illet şekerim. İnsan kendini onun yüzünden kilo aldığına inandırmak istiyor. Ama metobolizma üzerindeki etkileri bir gerçek! O nedenle kendini çok suçlama :)
Üniversite yıllarındaki çıpçıtır haline geri dönmeni hasretle bekliyoruz. Bir de ben becerebilsem :)
Bu arada Sedir çok güzeldi. Tekrarlayalım canım...
Yüreğine sağlık,
Sevgiler,
Pelin
Posted by: Pelin | Wednesday, 01 June 2005 at 11:28 AM