« 35 derece sıcak, Alaçatı ve Turşu Suyu | Main | Çok Yakında.... »

Thursday, 14 July 2005

İstanbul benden büyük, onla başa çıkamam...

Fentur1_069

Uzaklarda olunca insanın İstanbul’u düşünürken hep içi sızlıyor. İki gündür yine çocuğundan ayrılmış analar gibi boyunum bükük Çeşme’deyim. Sanmayın öğle deniz & kumsal & güneş kolajı yapıyorum. İki gündür bir otel lobbysinde son hızda çalışan bir klimanın altında oturup, toplantımıza gelecek sevgili konuklarımızı bekliyoruz. Malum yaz geldi, düşük tansiyonlu bendenizin güneş ile temas ettiğim anda içi çekiliyor. Ve memleketimi özledim. Oysa ki daha bir hafta önce İstanbul’a biraz dargındım. Neden mi? İstanbul bu! Kocaman süprizlerle dolu! Bazen en ihtiyacınız olmayan zamanda ışıl ışıl parlar, bazen de en beklediğiniz anda sizi yüzüstü bırakır gider. Nisan ayından beri katılım sayısı olarak büyük olmayan ama çok önem verdiğimiz bir toplantıya hazırlanıyordum. Herşey tamam! Oteller, karşılamalar, uçak biletleri, dağıtılacak hediyeler ( fanusta gemi maketlerini bizzat ellerimle seçtim), toplantı, konuşma metinleri, teknik ekipman ve teknede akşam yemeği. Kağıt üzerinde herşey ne kadar da hoş görünüyor değil mi? Herşey kusursuzdu; ta ki bir grup sinirli kara bulut şehrimin üzerine çökene kadar. Sabah yağmur sesi ile uyandığımda nedense annemin mırıldandığı şarkılara eşlik edemeyecek kadar yıkılmış durumdaydım. Meteorolojiyi ara, internetten hava raporlarına bak, kaptanı arayıp “kaptanım sen bu işleri bilirsin, sence yağacak mı?” diye sor derken akşam oluverdi.

Fentur1_087

Hep bir B planımız vardır, ya tekne sevdasından vazgeçilir, otelin dört duvarı arasına girilir; ya da her türlü risk alınıp, şemsiye & polar & battaniye stokları gözden geçirilip, kararlı adımlar ile tekneye doğru ilerlenir. Benimse böyle zamanlarda migrenim tutar, mideme kramplar girer...Çünkü herkes hava durumunu ben ayarlıyormuşum gibi dönüp benim yüzüme bakıp, her mimiğimden bir anlam çıkarmaya çalışır. Ve saatler geçer, yerler ıslak değilse ani bir kararla  otobüs kapıya çağrılır, binilir ve herkes Kuruçeşme’ye doğru ilerler. İşte tam da bu anda talihim döndü o gece. Bulutlar aralandı güneş göz kırpmaya başladı. Gulet tipi teknemiz gelin gibi süslenmiş bizi bekliyor. Hepimiz şen gülüşmeler arasında teknemize binip yerleşiyoruz. O da ne? Dualarımız hep yağmurun bitmesi üzerineydi. Yağmur bulutlarının ortadan kalkabilmesi için bir rüzgar bir rüzgar!!! Saçlarda ne fön kaldı, ne de masalarda çerezlik, bardak. İnsanoğlu işte; sabahtan beri yağmur yüzünden asık suratım şimdi güneşe rağmen yine mutsuz, ağladı ağlayacak, konuklar neredeyse uçacak? Ben yine kaptanın yanında; kaptanda tesadüf erdekli. “Kaptanım, ne olursun, yok mu rüzgarsız bir yer? Uçacağız, dondular vallahi, salatalar tabaklardan uçuyor” dialogları arasında; kaptanın yüzünde “nerden çıktı bu kız, demin yağmur diyordu, şimdi rüzgar” gibi bir ifade. Kuruçeşme – İstinye arası hiç bu kadar uzun gelmemişti bana. İstinye’ye varır varmaz, sığındık koya bir güzel yedik yemeklerimizi, fonda Özdemir Erdoğan ile. Herkes mutlu, benim kalp atışlarım yavaşlamış, yüzümde bir dinginlik. Ama en önemlisi herkes mutlu. Bir İstanbul macerası da böyle bitmiş oldu. Şimdi özledim ya tütüyor gözümde, yağmuru rüzgarı bile. Dilimde Yalın’ın şarkısı “İstanbul benden büyük onla başa çıkamam...”

TrackBack

TrackBack URL for this entry:
http://www.typepad.com/t/trackback/85541/2821393

Listed below are links to weblogs that reference İstanbul benden büyük, onla başa çıkamam...:

Comments

Sevgili Füsun Hanım,
İstanbul işte böyle bir kent, birbirinden çok uzaklarda onlarca insanın yüreğinde aynı kıpırtıları oluşturuyor. Sizi bu sayfalarda görmekten çok mutlu olduk. Umarız baka şehirlerde ve sokaklarda da birlikte çarpar yüreklerimiz...
Sevgiyle kalın.

Web adresinizi ziyarte ettim, cok dogal bir ifade ile canli yazdiginiz yaziyi yasayarak okudum. Resimler ozellikle cok guzel. Istanbul sevgisi ve dort mevsim bogazin goruntusunu 20 yil once sadece ozlemle ruyalarimda gorurken, bugun ekranda gorebilmek cok heyecan verici. Istanbul tutkusu sadece sizin benim degil o toprakda yasamis tum insanlarin tutkusu, oyleki uzerinden 549 yil gecmesine ragmen, hala bazi milliyetler oraya temelli donebilme sevda ve hayalleri ile yasiyor. Tabii buna uzaklarda oldugum icin sahit olabildim, icerde yasarken degil.

Gun geldi birbardak turk cayi ve sokak simiti ile haremdeki otobus garindan kiz kulesini seyrettigimi sandim an, hastanede ameliyat sonrasi yogun-bakim ruyasi oldugunu uzelerek farkettim. Baska bir defada gecirdigim atesli hastalik sirasinda yine Asiyan dan hisarustu caminin ezan sesi kulaklarimdaydi.

Istanbul aski sizin de yazdiginiz gibi bambaska insani ceken, hayallerinden gitmeyen bir buyu.

web sayfanizin duzeni, kalitesi icin sizi kutluyorum, basarilar..

Fusun

En son yazınız burada olduğu için yorumu bu kısma yazdım ama, asıl Karadeniz Geziniz ile ilgili olan kısım büyüledi beni.Bugün de içimde bir garip hüzün varken iyi geldi sanırım.Sayfanızı takip edeceğim.Sevgiler.

asude'cim en kısa zaman da İstanbul'una kavuşman dileğiyle....ve hafta sonu gene yağmur varmış galiba....:(

Post a comment

If you have a TypeKey or TypePad account, please Sign In

Yazar Hakkinda...

Neler mi Okuyorum?

  • anthony bourdain: mutfak sırları
    "aşçılık dünyasından mahrem maceralar"
  • Yılmaz Karakoyunlu: Ezan Vakti Beethoven Perize
    Fonda ihtilal Türkiye'si, perdede Aşk... (****)
  • Saffet Emre Tonguç & Fatih Türkmenoğlu: Türkiye'de Görülmesi Gereken 101 Yer
    Bir başucu ve sırt çantası kitabı. Acaba nereye gitsek sorularına 101 eşsiz yanıt

Neler mi Tadıyorum?...

  • ofiste ;) ofis 3 5
  • Pelit Pastanesi'nde Ekpa

copyright © 2004-2007