Şu anda konuşamam, dizi izliyorum!

Hep tartışır dururuz, diziler hayatımızda neden bu kadar önemli diye. Neden, saatlerce televizyon karşısından ayrımayıp, kimi zaman gözyaşları içinde kimi zaman gülümseyerek onları izliyoruz, neden ekran başındayken telefon çalınca kimse kıpırdamıyor, neden hayatımızda başrolleri örnek alıyoruz, neden yakışıklı çocuğun sevdiği genç kız gibi görünüyoruz, neden onların çay içtikleri yerleri arayıp, neden gözgöze yemek yedikleri yerlere doğru birilerini kollarından çekiştirip gitmeye çalışırız, neden çocuklarımıza onların adlarını vermeye çalışırız? Çoğumuz hep aynı görüşte birleşiyoruz, çünkü diziler hayatın ta kendisi. Aslında çoğumuz en çok etkilendiğimiz dizilerle kesişen hayatlar yaşıyoruz, başroller farklı olmakla birlikte genelde aslında içinde yaşadığımız hayatı bize gösteren renkli camı oturmuş alkışlayarak izliyoruz. Çoğumuz kış aylarında sosyal hayatımızı bile onlara göre düzenliyoruz, örneğin 18 yıllık dostum kardeşim Gülen asla Cuma günleri benimle buluşmaz! Neden mi? Çünkü “Yabancı Damat” benden değerlidir. Ben Pazartesi geceleri hiç bir yerlere gitmemeye çalışırdım, Esma-Demir-Selim üçgeni ekranlardayken. Çoğu dizi, çoğu karakter ömrünü tamamladı “ay ne yapacağız bu dizi biterse!” diye kara kara düşünmemize rağmen. Geriye anılar kaldı. Ama çoğu dizinir ardından geriye keşfedilmiş yeni mekanlar, restaurantlar, cafeler, limanlar, o ağacın altları kaldı. Dizilere ev sahipliği yapan kasabalar, sokaklar, ilçeler, apartmanlar yeni turizm cennetleri olarak girdi hayatımıza, organizasyon sektöründeki bizler bile toplantılarımızın içine “Asmalı Konak Gezileri”, “Hüseyin’in Yeri’nde Hamsi İkramları”, “Havin’in Cafe’sinde Çay Saatleri” kattık. Bu satırları yazarken bile gözüm televizyonda Carie Bradshaw’un Paris anılarını izliyorum.
Ve yaz geldi çattı, ben kendimi birden bire Ağva’da buluverdim. Ağva neresi, diziler ile ne ilgisi var derseniz; iki kardeşin aşk çaprazında kalıp kafası karışan Esma, sıkıntılarından kurtulmak için bir arkadaşının pansiyonuna gitmişti hatırlarsanız. Salla bir kıyısından diğerine geçip, dere kenarında çok güzel bir tesise yerleşen Esma kırda gezintiler yapmış, sabah dere kenarında nefis bir kahvaltı ile güne başlamıştı. İşte aslında yıllardır bildiğimiz ama birden bire “Bir İstanbul Masalı” adı ile anılmaya başlayan Ağva’ydı bu sakin huzur dolu köşe. İstanbul’un yanı başında Şile’ye yakın, yeşillikler içinde, sevimli dereciklerin denizle buluştuğu, ördeklerin etrafta nazlı nazlı salındığı, deniz bisikletlerinin, sandalların, teknelerin birbirleri ile selamlaşarak geçiş töreni yaptığı, hepsi birbirinden sevimli ahşap tesislerin yan yana sıralandığı Ağva. Bu yaz tesadüfen yaz toplantılarımızın baş mekanı oluverdi Ağva, neredeyse 4 hafta üst üste gittik geldik o dar ve virajlı yollarından. Şöyle bir oturup Ağva’yı düşündüğünüzde sanırım yüzünüzü buruşturmanız için tek sebep var ortada ki keşke o da olmasa; yolları. Ağva’ya giden iki yol var: Dağ yolu ve sahil yolu ama ne yazık ki Şile otobanından çıktıktan sonra her iki yolda çok dar ve çok virajlı. Zorlu yolların sonundaki şipşirin mükafatınız Ağva’da dizinin yayınlanmasından sonra gerçekten özellikle de haftasonları yer bulabilmek mümkün olmuyor. Yer bulabildiğinizde ise size o kadar geniş olanaklar sunuluyor ki? İsterseniz dereden tekne ile ilerleyerek denize gidebilir, isterseniz kürek çekebilir, isterseniz minderlerde kitap okuyabilir, uzun kır yürüyüşleri yapabilir, isterseniz şile bezi alışverişine çıkabilir, isterseniz de benim gibi saatlerce hamakta uyuyabilirsiniz. Gündüzlerin kısalmaya başladığı şu günlerde hep yazla özdeşleştirdiğim mekanları kışın hayal ediyorum , kimbilir belki de üşümeyi hiç sevmediğimden kışı kendime sevdirmek için küçük oyunlar oynuyorum. Hatta bu aralar Ağva’da Acquaverde otelde şömine başında çay içerken yapacağımız sohbetleri bile gözümün önüne getirebiliyorum, bir yandan da scrable oynasak fena mı olur?

evet diziler hayatımız oldu:) neden, belki de doğru düzgün bir şeyler yapamayacak kadar üşengeç olduk bilemiyorum ama ben bile yeni yayın döneminde (Eylül ortası) Avrupa Yakası'nı merakla bekliyorum...seviyorum o diziyi....
güzel yazı için teşekkürler:))
Posted by: zyn₪p | Wednesday, 31 August 2005 at 10:44 AM
Ah bu diziler!!!!
Bir arkadaşım var, aslında iş arkadaşım...çocuk yakışıklı kültürlü biri...beraber 2 kere Ankara ya gittik, orada kızlarla tanıştık...bir tanesinden arkadaşım çok hoşlandı...kızda fena değil, kılık kıyafet, konuşma, hoş bir kız.
"Hadi bakalım" dedim.
Sana bol bol Ankara ziyareti görüldü"
Bizimki yine gitti Ankara ya pür neşe, saçlar berberde güzelce kesilip, tiril tiril kıyafetlerle.
Dönüşte moral mozuk geldi...sordum ne oldu?
Kızla ilk gün buluşmuşlar, dolaşmışlar gayet normal herşey.Ertesi akşam "yemeğe gidelim mi" diye bizim ki kızımıza teklifte bulunmuş.
Kız" olmaz! yarın akşam benim dizi günüm" demiş.
Posted by: erol | Monday, 29 August 2005 at 10:25 AM