Thursday, 17 February 2005

Milano'da Mutlu Son

Iste merakla beklediginiz muhtesem nikahin ikinci bolumu:

-Konsolos izinli oldugundan yardimcisi bizi odasina aldi. Evlilik defterini getirdi. Deftere goz attigimda fazla kullanilmadigini farkettim. Bu beni fazla sasirtmadi tabii. Daha sonra bayan bize donerek peki sahitleriniz nerede diye sordu. ``Malesef biz yanliz geldik, sizden iki arkadas sahidimiz olabilirse cok seviniriz`` dedik. Muavinin yuzunde ufak bir gulumseme olustu ve ofise gidip seslendi: Arkadaslar bize iki sahittttt lazim. Bu kismi cok komikti. Cok eglenceli bir bayandi

Nikahinizi ayni bayan mi kiydi?

Evet. Onun da ilk nikahiymis. Ilk once aklina gelen klasik seyleri soylemeye basladi. Evlenmek icin bize basvurdunuz…  Daha sonra durdu . Bizde soylenmesi gereken sozlerin yazili oldugu  bir kagit olacakti orayan okuyayim bari dedi.  Sonra  konsoloslugun iki calisani geldi. O an ruya  gibiydi. Su anda bile konusulanlari hayal meyal hatirliyorum. Surekli guluyoruz. Nikahimiz kiyildi . Bu arada heyecandan fotograf cekmedigimiz hatirladik ve tekrar imza atar gibi yaptik. Evlilik cuzdanimizi almak uzere koridorda ilerlerken ben birden binayi inleten bir ciglik attim. Bunun nedeni yuzuklerimizi takmayi unutmamizdi. Koridorda buyuk bir kahkaha koptu. Hemen oracikta yuzukleri taktik. Iceride taksaydik bu kadar unutulmaz bir an yasayamazdik sanirim.

-Nikah ne kadar surdu?
Konsoloslukta yaklasik 1 saat kaldik.

- Nikah sonrasini nasil degerlendirdiniz?

Ticinese bölgesinde bir restorana gittik. Buranin diger bir adi  Navigli. Katedral insaatina malzeme tasimak için, Leonardo da Vinci tarafindan açilan kanallarin oldugu yer.Bir zamanlar isçi mahallesi olan Navigli, bugün gençlerin ve turistlerin gözde mekanlarindan. Kanala yansiyan isiklarin esliginde aksam yemegi yiyip, Afrika müziginden Latin müzigine kadar degisik alternatifler sunan barlar ve restoranlar var. Bizim gittigimiz restoranin adi Pizzeria Tradizionale.Tadlari halen damagimda.Burasi cok iyi bilinen bir mekan Italya' da.Yasli garsonlari olan Milano da artik klasiklesmis bir yer. O kadar kalabalikti ki anlatamam.

Ticinese

- Bir gun kendimizi bu lokantanin onunde bulursak bize neler siparis vermemizi tavsiye edersin?

Benim favorim midyeydi. Koca bir tabakta sosla pisirilmis midyeler… Cok lezzetliydi.4 peynirli pizzasini da mutlaka denemelisiniz.

- 4 peynirli pizza mi?  Farkli tipte peynirlerden mi olusuyordu yoksa uzerinde ayni tipten 4 peynir mi vardi?

- 4 farkli peynirden yapiliyor. Her isirisinda farkli bir lezzet geliyor damagina. Degisik bir tecrube.

-Kulaga cok hos geliyor.

Bir de cok hos bir animiz var burada. Hesabi istedigimizde iceceklerin adisyona ilave edilmedigini gorduk. Nedenini sordugumuzda ickilerimizin  arka masamizdaki grubun ikrami oldugunu soylediler .Megerse orada bu bir gelenekmis . Restoranda yemek yiyen kisiler hoslandiklari  masaya boyle ikramlar gonderirlermis. Yemegi oyle keyif alarak yemistik ki bundan etkilenmis olmalilar. Birbirlerini hic tanimayan, belki de bir bakis veya gulumsemeden ote bir paylasimlari bile olmayan insanlar arasinda bir duygu alisverisi olsa gerek…

Ilk aksam yemeginiz de nikah kadar keyifli gecmis. Umarim mutlulugunuz bir omur boyu surer. Sevgili Gul,bir masal tadinda olan bu muthis nikahi bizlerle paylastigin icin hem sana hem de Kenan Beye cok tesekkur ederim. Bir de gorunen o ki anne oldugunda cocuklarina anlatacak cok seyin olacak. Ozel nikahin ozel bebeklerini dunyaya getirdiginde resimlerini mutlaka bekliyorum.

Didemingunlugu: Gul ve Kenan'in gittigi restoranin adresi ripa di porta ticinese milano tel 02 83 95 133. Ciftimiz Milano`da ilk caglara ait fosillerin ve volkanik tas orneklerinin bulundugu Doga muzesini ziyaret ettikten sonra, balaylarini gecirmek icin trenle Cote-d’Azur ‘a gitmisler. Ayrica Milano da Piazza del Duomo (Duomo meydani) sehrin kalbiymis .Meydana adini veren Duomo katedrali ( gotik tarzda yapilmis olan katedralin en büyük özelligi insaatinin 1306 da baslayip 1965 de sona ermesi) ve Leonardo da Vinci bilim ve teknoloji müzesi  mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerdenmis.

Saturday, 04 December 2004

Bembeyaz Bir Vaha…

Su2

Onu ilk gördüğümde, ışıltısından ve parlaklığından yaklaşık 15 – 20 dakika gözlerimi kısarak baktığımı itiraf ediyorum. Daha önce böylesine bir ışık seli ile karşılaşmamıştım. İlk tanışıklığımız 2003 yılı Mayıs aylarına rastlar. Daha ülkeye yeni gelmiş, hem Antalya’nın sıcağına hem de meraklı ve ilgili bakışlara alışmaya çalışıyordu. İlk zamanlar sırf bu modern kuğuyu görebilmek adına Antalya’ya gelen 100’lerce kişi olduğunu söylediler. Gözümle görmeden inanmazdım. Ve bir vesile ile ( özel bir toplantı organizasyonu için ) kalktım gittim.

Nereye mi? Hillside SU Hotel’e tabii ki.

Evet 1 yılı geçti tanışıklığımız, belki de gitmeyen görmeyen kalmadı. Birbirimize öekingen yaklaştık ama kısa sürede kaynaştık. Ben en güzel uykularımı uydum orada, belki de hayatım boyunca en dinç kalktığım ve uyanır uyanmaz aynalarla sonsuzluğa uzandığım sabahları yaşadım. Tam tersi değerlendirip, hastane ortamı gibi algılayanlar da yok değil tabii ki.

Su6

Saatlerce ayakta kalıp, çalıştıktan sonra koşar adım gittiğimiz odalarımızda yorgunluğumuzu balkonlardaki yataklarda attık ( Antalya’nın o hatırı sayılır sıcağı elverdiğince). İlk günlerimiz odanın her yanını incelemekle, keşfetmekle geçti. Çoğu zaman otel odalarının belli alanlarını kullanmakla yetinen ben, yanımda oyuncak maskotlarım, sevdiklerimin resimlerinin bulunduğu çerçevelerimle gidip yerleştim bu konforlu odaların her yanına.

Su5

İtiraf etmeliyim ki; Türkiye’nin hemen her yerini ve dünyada da sayılı da olsa özel destinasyonları gören ve 100’lerce otelde kalmış olan ben Hillside SU’daki güleryüzü, misafirperverliği, insana verilen değeri pek çok yere değişmem. Otel gibi bembeyaz kıyafetleri ile başınızı çevirdiğiniz her noktada ve içinizden geçirdiğiniz her anda yanınızda biten pırıl pırıl ekip eminim yıllarca bizim bu oteli ziyaret sebebimiz olacak.

Otel lobilerinden hiç hazzetmeyen ben; SU da saatlerimi lounge’daki minderlerde uzanıp tavandaki ışık oyunlarını seyrederek geçirdim dersem ne dersiniz?

Su7

Bu beyazlığın tam aksine kıpkırmızı dekore edilmiş Kırmızı Restaurant sizin her yemek saatinizi bir görsel şölene dönüştürüyor. Sevgili Hasan Usta’nın bana kazandıdığı kiloları hiç paylaşmayalım.

Tik ağacı ile kaplanmış alanda bulunan olimpik ölçülere sahip havuz ve etrafındaki yataklar tam bir sağlık dopingi yaptırıyor size. Yine havuzbaşında içeceğiniz buzlu meyve kokteylleri ise kızgın kumlardan serin sulara atlar gibi….

Benim bu kadar sevdiğim ve rahat ettiğim bu tesis de şansıma gerçekten çok günlerim geçti. Genelde bilirsiniz iş için gittiğiniz yerlerden tesisler ne kadar güzel olursa olsun, güzel anılarınız olmadan ayrılırsınız. Ama SU farklı.

Görmeyen, gitmeyen herkese; sevdikleriyle gitmelerini ve huzuru paylaşmalarını öneriyorum. Bu arada da bu nadide tesisi bize kazandırdıkları için geç de olsa Alarko grubuna teşekkür ediyorum.

Wednesday, 01 December 2004

Viyana Bolum I

Fiyaka_2

Müziğin,tarihin,doğanın ve daha sayılamayacak güzelliklerin kalbine yolculuktur Viyana.İlk once Viyana semalarında süzülürken gördüğünüz o güzelim manzara karşısında hayrete düşerşiniz ve biraz sarsıntılı bir inişten sonra,nihayet yere adımınızı atabilmişsinizdir.Hava alanından şehre giden o kısacık yol,bir türlü bitmek bilmez.Bir yanınızda alabildiğine yeşillik,diğer tarafınızda teknolojiden,üretimden nasibini almış bir Viyana uzanır. Otobüsle yarım saatlik bir yolculuktan sonra,şehirdesinizdir artık.Yavaş yavaş Viyana’nın kendine özgü o mistik, biraz da kasvetli havası tüm benliğinizi sarmaya başlar.Arnavut kaldırımlı taşlardan yürürken, tarihin kokusu başınızı döndürüp, heran karşınıza soylu dükler ,baronlar, kabarık etekli baronezler çıkacak sanırsınız.

Mimarisi, tarihi, valsleri ile göz kamaştıran, içinde ünlü bestecileri, yazarları, filozofları barındırmış ve çeşitli imparatorlukların,ulusların gelip geçtiği bir kent Viyana. Tarihe ismini yazdırmış üç büyük simgesi var Viyana’nın.“Sisi” adıyla ünlü kraliçe Elizabeth, eşi Fransiz Joseph ve ünlü besteci Mozart.Bu ünlü üçlüyü, sokaklarda dolaşırken, ufak bir kitapçı dükkanında ya da afişlerde görmeniz mümkün. Sisi başlı başına bir marka olmuş durumda.O zamanlar saçına taktığı minik yıldızlar herkesin gözdesi.Tabi Mozart’ın o enfes çikolatalarını,çikolata severler için hatırlatmak gerek .

Çeşitli isimlerle anılan tam 23 bölgeden oluşuyor Viyana. Şehrin tam merkezi, 1.Viyana (InnereStad), Franz Joseph’in yaptırdığı çevre yolu yani ‘Ring’ diye adlandırılıyor. Sol tarafınızda 1869 da Mozart’ın Don Juan ‘nıyla açılan muhteşem Opera binası yükselmekte.Opera binası Ring meydanında tamamlanan ilk bina olma özelliğini taşıyor, fakat ikinci dünya savaşında aldığı hasar nedeniyle tekrar onarılmak zorunda kalınıyor.Su zamana kadar da Gustav Mahler, Richard Strauss, Wilhelm Furtwängler, Karl Böhm und Herbert von Karajan ünlü isimlere, bestecilere orkestra seflere ev sahipliği yapıyor. Opera, yılın her son perşembesinde, düzenlenen dünyaca ünlü balo karnavalı ile Viyana’ya göz kamaştırıcı bir ışık saçıyor.

Kaerntnerstrasse2_1

Opera binasının üzerindeki sokakta ilerlemeye başladığınızda Viyana’nın en işlek caddesi Kärntner Strasse ile tanışıyorsunuz. Yanyana kafeler, gösterişli lüks mağazalar,sokak eğlenceleri sizi hem mutluluğun hem de alışveriş keyfinin doruklarına taşıyor.Yanınızda birde sevdikleriniz varsa, eminim Viyana’dan aldığınız haz tarif edilemez güzellikte olucaktır.Alışverise devam ederken,mağazalardan hangisine gireceğinizi, Sisili fulardan, Mozartlı çikolatalardan, taş bebeklerden, ünlü Viyana porselenlerinden, Gustav Klimt’in yapıtlarıyla süslü kumaşlardan, çantalardan hangisini alacağınıza karar vermekte baya bir zorluk çekiyorsunuz.

Kaerntnerstrasse1_1

Kärntner Strasse’ nin etkileyici yorgunluğunu üzerinizden atmadan,ikinci şaşkınlığınızı kafanızı biraz yukarı kaldırdığınızda yaşıyorsunuz. Sokağın sonunda bütün ihtişamıyla 1137 den kalma Avusturya gotik sanatının en önemli yapıtı olan, o muhteşem Stephansdom Katedrali ile karşılaşıyorsunuz.

Stephansdom_1

Stephansdom bu zamana gelene kadar tam üç kez inşa edildi. İlk zamanlar yüksekliği 83 metre kadardı. Heinrich Jasomirgott 2 zamanında uğradığı yangından sonra, yüksekliği büyütülerek roma tarzında inşa edildi.Bundan yaklaşık 50 sene sonrada şuan ki gotik stilinde son inşaatı yapıldı ve bu yaklaşık 150 yıl sürdü.

Bunun dışında en çarpıcı olan yapitlardan biri de mezarlar. Sanırım şuanda bazı bölümler ziyaretçilere açık olmasa da, kilisenin içinde bulunan mezarlıkları gezmek mümkün.Katakomplar( hristiyanların kayaların içine uzun dehlizler biçiminde yapmış oldukları mezarlar) kilisenin altında bulunuyordu ve orada bulunan ölüleri anmak için yapılan  mezar taşları ise dışarıdaki duvarlara asılmıştır.Ayrıca katakomplar yeraltı tünelleri ile boş yada dolu olmak üzere birçok odaya bağlanmakta,bazı odalar kilise haline getirilmiş ve buralarda dini ayinler düzenlenmiş.Şuanda ise Viyana başpiskoposu burada gömülü.

didemingunlugu: Viyana' da ogrenci olan sevgili Senem Dikmen beni kirmayarak bu yaziyi bizler icin yazdi.Viyana uzerine ayrintilarla dolu bu harika yazi icin kendinisine tesekkur ediyorum.

Misir'a gelmek Senem'in en buyuk hayallerinden biriymis. Kendisini mutlaka bekliyoruz. 2 yil icinde biz de kendisini Viyana'da ziyaret etmeyi planliyoruz.

Friday, 26 November 2004

Sanırım Bu Kente Aşığım

Istanbul_2

  Yıllardır düşünüyorum ama geçen akşam Ortaköy’de arkadaşımla yemek yerken gördüğüm manzara ve yanağımı okşayan rüzgar bana kararımı verdirtti. Evet ben İstanbul’a aşığım. Her günümün, her cümlemin, her duygumun içine biraz İstanbul tozu serpmeden yaşayamıyorum. Bu kentin sokaklarından sözederken gözlerim doluyor, uzaktayken neşelenebilmek için bu kenti düşünüyorum. Kalabalığını, düzensizliğini, çarpık yapılaşmasını, bir kavganın içinde oradan oraya koşuşturan asık yüzlü insanlarını, saatlerce içinde boğulduğumuz trafiğini özlüyorum.

Galata köprüsünde balık tutanların arasından yürümeyi…

İstiklal Caddesi’ni bir boydan bir boya tramvay ile geçmeyi…

Kadıköy’de simit yemeyi…

Ulus pazarının o mahşeri kalabalığında pazarlık yapmayı…

Eyüp’te Kadın Eserleri Kütüphanesi’ne gitmeyi…

Kuruçeşme’de Aşşk Cafe’de kahvaltı etmeyi…

Kapalıçarşı’yı ve Havuzlu Kahve’yi…

Bebek’te sabah yürüyüşleri yapmayı…

Kavak’ta balık yemeyi…

Balat’ın o düzensizliği, düzen edinmiş sokaklarında dolaşmayı…

Istanbul7_4

Tarihi eski galata köprüsünün iskeletinde ayaklarımı sarkıtıp Haliç’i izlemeyi…

Her biri inancın evleri olan; Eyüp Sultan’da, Fener Rum Patrikhanesi’nde; …. Kilisesinde el açıp dua etmeyi…

Heybeliada’da faytonla dolaşmayı…

Beyoğlu’ndaki pasajlardan alışveriş yapmayı…

Kadıköy’deki sanatkarlar Sokağı’nı…

Galata Mevlevihanesi’nde sema töreni izlemeyi…

Salacak’ta çay içmeyi…

Kız Kulesi’nin balkonundan 360 derece İstanbul’u izlemeyi…

Tarihi Moda İskelesi’ni…

Kilometrelerce uzunluktaki Bostancı Sahil yolu’nda spor yapmayı…

Büyükada’da midye & ekmek yemeyi…

Sultanahmet’de kurulan Ramazan Çadırlarını…

Pierre Loti’de çay içmeyi…

Emirgan’daki Tarihi Çınaraltı’nı…

Ortaköy’deki elişi tezgahlarını dolaşmayı…

Beyazıt’taki sahafların o kendine has kokusunu…

Rahmi Koç Müzesi’ni, sarayları, stadları, çarşıları…

Kısaca İstanbul’u özlüyorum…..

Not: Bu yazı karayolu ile yapılan bir Malatya seyahatinin 13.saatinde yazılmıştır. İstanbul’u ne kadar özleyebileceğimi siz düşünün...

Not: Fotoğraflar için emektar fotoğraf makineme sonsuz teşekkürler.

Thursday, 04 November 2004

Irmak Tanrısı Osopos’un güzeller güzeli kızı: Sinope

Snop1_2_1

Sinope, ırmak tanrısı Osopos’un mutlu bir hayat yaşayan güzeler güzeli kızıymış. Güzelliği Tanrılar Tanrısı Zeus’un bile kendisinden geçmesine sebep olmuş. Zeus aşkına karşılık vermesi halinde Sinope’nin her istediğini dile getireceğini söyleyince; Sinope kendisine dokunmamasını söylemiş korku içinde. Tanrılar Tanrısı sözüne sadık kalarak, Sinope’yi alıp en sevdiği yerlerden olan Karadeniz’in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına bırakmış.
Zeus Sinope’yi şimdiki Sinop ilimizin kıyısına bırakmış ki; Sinop’u bir kez gören herkes bu efsanenin doğruluğuna inanabilir. Sinop, Türkiye’nin en kuzey ucu İnceburun’a dek uzanan kale-şehir olarak kurulmuşduğundan tarih boyunca işlek bir liman yaşantısı sürdüren, tersane şehri olmuştur. Sinop tarih boyunca pek çok kültür ve yönetime de ( Bizans, Selçuklu, Candaroğlu, Osmanlı ) beşik olmuştur.
Sinop, zengin orman örtüsü, Karadeniz’deki uzun kıyısı, doğal kumsalları ve yaylaları ile güzelliklerle bezenmiş bir ildir. Sürekli dışa göç verme özelliği ile de tarihi ve coğrafi hiçbir bozulma yaşamamaktadır.

Bu tarihi & coğrafi bilgi demetini size sunduktan sonra, ilk görüşümde bana hayranlık ve şaşkınlıkla karışık değişik hisler yaşatan Sinop’u size de solutmak istiyorum. Gerçi güzel yurdumun cennet köşelerine ayak basmadan orayı soluyabilmemiz pek mümkün olmuyor ama belki fotoğraflar da yardımcı olabilir.

Samsun havaalanından sonra 2 saatlik bir yolculuk ile vardık bu şirin ile. En başta diğer Karadeniz şehirlerinden farklı görünmedi gözüme. Taa ki limana inene dek. Şipşirin bir liman, sıcacık bir mendirek, dizi dizi dizilmiş birbirinden güzel ve renkli Karadeniz tekneleri, kıyıya bağlı yüzer balık lokantaları ve tekne maketleri satan sevimli dükkanlar ile yüreğimi ısıtverdi Sinop. Bu sıcaklıkla, kaldığım 57 oteldeki (Sinop’ta konaklama imkanlarının çok fazla olmadığı konusunda sizi uyarmak isterim – gerçi son dönemde 1-2 butik otel açıldığı kulağıma gelen haberler arasında ) küçük odamda huzur içinde uyuyabildim.

Sinop’a iş için gittim ama nasıl bir iş? Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen Kulak Burun Boğaz alanında ileri gelen 150 hekim ile tekne turu. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşamüstü çayı ve akşam yemeği aynı teknede. Şöyle bir hayal etsenize ne kadar güzel. Teknemiz bütün gün Sinop kıyılarında nazlı nazlı salındı.
Kale ve cezaevini uzaktan gördükten sonra dilime dolandı; “dışarıda deli dalgalar, gelir duvarları yalar…” türküsü. Beyaz kumları ile ünlü Akliman, Akliman’ın tersine siyah kumlarla örtülü Karakum plajı, Insomnia filmini çağrıştırdı bana. Hamsilos Koyu’nu gördüğümde nefesim kesildi diyebilirim. Türkiye’nin tek coğrafi fiyordu olan bu koy, yapısı ile Osmanlı Donanması’nı Rus donanmasından koruyacak kadar gizli , saklı bir cennet.

Snop2_1

Konuklarımızı uğurladıktan sonra; ufak bir balık kaçamağı yaptık. Limanda ufacık bir sal üzerinde çok lezzetli bir yemek yedik.
Ve bu cennetten ayrılmadan önce Ayhan Usta’nın el yapımı teknelerinden almadan edemedik. Tekne sanatı; Sinop cezaevinden çıkan 2 mahkumun burada kalıp gemi modelleri yapması ve sonra çıraklarına öğretmesi ile yayılmış ve neredeyse tüm dünyaya ün salmış. Hepsi rengarenk el emeği göz nuru tekneler, fiyatları ise sudan ucuz.

Snop3_1_1

Sinop o kadar güzel ki; kelimeler yetmiyor tarifine. Ne diyebilirim mutlaka gitmelisiniz, görmelisiniz, gezmelisiniz, tatmalısınız, almalısınız…

Not: Fotograflar Atlas Tatil Dergisi Temmuz 2004 sayısından alinmistir.

Monday, 25 October 2004

Bayramda Dubai!

Geçen yıl Aralık ayında bayram tatili için Dubai’ye gitmeye, sevgili dostlarım Özel Ailesini ziyaret etmeye karar verdim. Ve bu kararımın hemen ardından; başladım Dubai ile ilgili araştırma yapmaya; tabii ki ilk başvurduğum kaynak internet siteleri idi. Ancak pek çok sitede genel bilgiler, Alışveriş merkezlerinin isimleri ve safari yapmaya dair detaylar dışında bir bilgiye ulaşamadım.
Ve bugün benim çektiklerimi (!), başkaları çekmesi diye bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Ben size uzun uzun Dubai’yi anlatmayacağım; sadece orada yapmadan dönmemeniz gereken şeyler ile ilgili birkaç not ve ipucu ( umarız markaları zikrederken reklam ile ilgili yasakları delmeyiz) aktaracağım.

Tarihi Yerler

Muze2_1

Türkiye’den gidip de; şöyle tarihi yerler göreyim derseniz Dubai sizin için tam bir hayal kırıklığı. 40 yıllık tarihi geçmişi olması; yine de gelişmiş ve teknoloji ile desteklenmiş ufak bir müze kurmalarını engellememiş, Dubai Müzesi’ni görmeden dönme şansınız yok. Müslüman & Arap bir ülke olmasına rağmen az sayıda camii görmek sizi şaşırtabilir. Jumeirah Camii’si yolunuz üzerinde olacağından görülmeye değer.

Panaroma

Dubaiburj_038

Dubai’de bir arada bulunan ve düzenli yapıları ile heryerden görülebilen gökdelenler, nehir izlemesi keyifli manzaralar oluşturuyor. Tüm Dubai’yi en güzel Emirates Towers’dan izleyebilirsiniz.

Oteller

Burj_al_arap
Dünyanın sayılı büyük otelleri, hizmet anlayışı ile gerçekten sizi şaşırtabilir. Meşhur Burj Al Arab otelini görmeyene artık Türkiye’de kız vermiyorlar. Dünyanın en büyük otel kompleksi Medinat Jumeirah, sizleri binbir gece masallarına, inşaatı bitmesi beklenen Hidropolis Hotel “Atlantikten Gelen Adam” filmine, Pearl Hotel sizi deniz dünyasında istiridyeler arasına yolculuğa çıkarıyor.

Alışveriş

Dubai’ye sırf elektronik eşya, telefon, fotoğraf makinesi almak için gidiyorsanız uçaktan iner inmez doğru Al Fahiti Street’e gidin. Ayakkabı (eğer benim gibi bir ayakkabı çılgını iseniz) almak istiyorsanız; şık modeller için City Center Alisveris Merkezi'ne, spor modeller için Al Karama’daki (burada pek çok spor malzemesini çok ucuza bulabilirsiniz) mağazalara uğramalısınız. Eğer deri çanta almak istiyorsanız ve “fazla bütçe ayırmadan birkaç çantam olmalı” diyorsanız Deira’daki Çin malı dükkanlarına gitmelisiniz. Hazır Deira’ya gitmişken Gold Souk’dan altın, çevre dükkanlardan envai çeşit kumaş, şal, baharat da alabilirsiniz.

Yiyecek

Alışveriş merkezleri fast food konusunda çok geniş imkanlar sunarken; otellere ait restaurantlarda zengin deniz ürünleri tercihlerinde bulunabilirsiniz. Hayır ille de Türk yemeği derseniz; Süleyman Abi’nin Jumeirah’da açtığı İstanbul Flowers’da kebaba dair pek çok seçenek mevcut. Uzakta olmanın verdiği hissiyat ile lahmacun yerken gözlerimin dolu dolu olacağını hiç düşünmezdim. Deniz kulübü BoardWalk manzarası ve servisi ile etkileyici.

Aktiviteler

Daha önce bu sayfalarda geniş olarak paylaştığımız gibi;
Safari heyecan verici, eğlenceli bir deneyim. Yapmadan ( fellah çadırında yemek yemeden, dansözlere Türklerin ne kadar iyi oyunlar bidiğini göstermeden )dönemezsiniz.
Deira’da abrahlarla gezmeden Dubai’nin o otantik havasını solumuş sayılmazsınız.
Güzel bir tatil ve mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim.

Monday, 16 August 2004

Deira, bizden bir semt...

Deira

Dubai'de bulunduğum süre içinde en keyifli dakikalarım Deira'da geçti. Deira, Dubai'de yaşayan hintli nüfusun en yoğun olarak yaşadığı yerleşim bölgelerinden. Dubai nüfusunun geneline bakıldığında; ekonomik olarak daha alt seviyelerde bir yerleşim sözkonusu. Bize çok yakın ve içinde bizden bir sürü esinti var. Deira sokaklarında dolaşırken zaman zaman kendinizi Mahmutpaşa'da, Eminönü'nde dolaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Aynı renklilik ve canlılık, zaman zaman da karmaşa.
Etrafınızda koyu tenli, koyu renk gözlü, bıyıklı bir sürü insan. Dükkanlarda envai çeşit kumaş, baharat, kuruyemiş satılıyor. Tüm bunları görmek bile kendinizi Mısır Çarşısı'nda sanmanıza yol açıyor. Didem ile; Deira kazan biz kepçe öyle bir dolaştık ki en iyi ve ucuz mallar nerede öğrendik ve eve dönerken arabanın bagajı çin yapımı deri çantalar, dünya markalarına ait şallar ile doluydu.
Deira'ya gitmişken abrah'lara binmeden dönmek olmaz. Güzel bir nehir gezintisi yapmamak olur mu? Hem de belki de 40 tane Hintli ile, suya bir karış yükseklikte zar zor giden, içinde Allah için bir tane can yeleği bulunmayan , göstermelik olarak tepesinde 1 tane garip simit asılı olan, zaman zaman aynı anda yol alan bir başkası ile şiddetli çarpışıp içindekileri sırılsıklam bırakan abrah ile çok keyifli bir nehir yolculuğu...
Ben tekneye binmek için ilerlerken Didem arkamdan " sorumluluk benim değil, bir şey olursa beni dinlemedi derim" diye bağırıyordu.
Sonuç ne mi oldu? 1 dirheme ( iki dirhem bir çekirdek olamadım ama ) 15 dakika eğlenceli bir tur yaptım. Üzerimde cennetten yeni inmiş izlenimi veren bembeyaz kıyafetlerim ile tekneden inerken pek çok hintli genç arkadaşıma el sallıyordum.
Meğer Hindistan'daki anneler Türk kızlarını pek beğenirlermiş :)

Yazar Hakkinda...

Neler mi Okuyorum?

  • anthony bourdain: mutfak sırları
    "aşçılık dünyasından mahrem maceralar"
  • Yılmaz Karakoyunlu: Ezan Vakti Beethoven Perize
    Fonda ihtilal Türkiye'si, perdede Aşk... (****)
  • Saffet Emre Tonguç & Fatih Türkmenoğlu: Türkiye'de Görülmesi Gereken 101 Yer
    Bir başucu ve sırt çantası kitabı. Acaba nereye gitsek sorularına 101 eşsiz yanıt

Neler mi Tadıyorum?...

  • ofiste ;) ofis 3 5
  • Pelit Pastanesi'nde Ekpa

copyright © 2004-2007